Dijital Medya ve Ebeveynler: Korkuları Beslemek Doğru mu?

Yazan: Batı Çubukçu, Birol Şevki Tavlı

Dijital medya, yeni kuşakların içine doğdukları dünyanın ayrılmaz bir parçası; fakat yetişkinlerin bir bölümü için çözülmesi hâlâ çok zor olan bir bilmece. Bir yanda dijital dünyaya rahatlıkla uyum sağlayabilen çocuklar, öte yanda da çevrimiçi ortamın getirebileceği tehdit ve tehlikeler karşısında tedirginlik yaşayan ebeveynleri var. Aslında doğru bilgiyle buluştukları takdirde, ebeveynler de çocuklarının sıkça kullandıkları bu mecra hakkındaki endişelerinden arınabilir ve dijital medyanın doğru kullanım şeklini çocukları ile tartışabilirler. Fakat günümüz medyası, izlenme ve tıklanma oranlarını, içeriğin değeri ve niteliğinden daha fazla önemsediği için, zaman zaman insanları korkutacak ve endişe ile haber takibine sokacak yayınlarda bulunmaktan çekinmiyor. Bu tür yayınlar insanları dijital medyadan ve değişimden soğutup daha gelenekçi, muhafazakâr bir mantık yapısına yönlendiriyor. Doğru ve yararlı kullanım yolları üzerinde yeterince durulmadıkça yetişkinler dijital ortamı olumsuz yüzü ile tanıyor ve bu mecrayı çocuklarına yasaklama çabasına girişiyorlar. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en önemli etken de, medyada sıkça yer alan yanıltıcı haberler oluyor. Bu yazıda, medyanın yönlendirici etkisini gösteren iki örnek üzerinde duracağız: Bunlardan biri olumsuz, diğeri ise olumlu bir örnek.

Ele alacağımız ilk örnek, Al Jazeera Amerika’nın 2014 Ağustos’unda yayımladığı Digital media erodes social skills in children” (“Dijital medya çocukların sosyal becerilerini aşındırıyor”) başlıklı haber. Haberde, Los Angeles Devlet Üniversitesi (University of California at Los Angeles) öğrencilerinin beş gün boyunca bir grup 6. sınıf öğrencisi üzerinde yaptığı sosyal deney ele alınmış. Buna göre dijital medyada sıkça vakit geçiren çocukların, karşılarındaki insanların yüz ifadelerinden edinebilecekleri duygusal ipuçlarına gösterdikleri duyarlılık azalırken, yüz yüze iletişim ve etkileşim becerilerinin de köreldiği gözlenmiş. Haber, sosyal medyanın yararlarından çokça söz edildiğini; fakat çocuklara verebileceği zararların göz ardı edildiğini ima ederken, olumsuz etkinin altını kalın biçimde çiziyor. Haberi okuyan ebeveynlerde uyanabilecek duyguları bir düşünün: Tedirginlik, endişe ve yasaklama eğilimi. Bilimsel bir araştırmada, dijital medya kullanımının doğurabileceği olumlu ve olumsuz sonuçların, tarafsız biçimde yansıtılması gerekirdi. Oysa bu araştırma, dijital medyanın sadece olumsuz etkileri temel alınarak haberleştirilmiş.

Diğer yandan, dijital medyanın olası etkilerine ilişkin savları her iki yüzüyle de ele alan ve yer verdiği araştırmanın içeriğini olduğu gibi ortaya koyan haber örnekleri de bulunuyor. Bunlardan biri, CNN’in, çocuğu sekiz yaşından küçük olan 2.300’den fazla ebeveynin katıldığı, ülke çapındaki bir araştırmayı ele aldığı bir haber. U.S. parents not worried about kids’ digital-media use” (“Amerikalı ebeveynler çocukların dijital medya kullanımı hakkında endişeli değil”) başlıklı haber, ABD’de ebeveynlerin, sanılanın aksine, çocuklarının dijital ekranlar karşısında zaman geçirmelerini aile içi bir tartışma konusu haline getirmediklerini gösteriyor. Haberde, yapılan araştırmanın sonuçlarına yorumsuz olarak yer verilmiş ve bu çağın ebeveynlerinin, eski kuşak ebeveynlere oranla dijital medyaya daha olumlu biçimde yaklaştıklarının altı çizilmiş.

Sonuç olarak, bu iki haberin arasında çok ciddi bir anlayış ve yaklaşım farkı olduğu göze çarpıyor. Bilimsel araştırmaların sonuçlarını haberleştirirken ebeveynleri korkutacak abartı ve genellemelerden kaçınmak çok önemli. Medya kuruluşlarının, üstlendikleri kamusal sorumluluk uyarınca, ele aldıkları araştırmaları tarafsız bir şekilde okurlarına/izleyicilerine sunmaları gerekiyor. Daha çok izlenmek ve daha çok “tıklanmak” uğruna korkuları beslemenin ve kamuoyunu tedirgin etmenin maliyeti ise, hele hele söz konusu çocuklar olunca, son derece büyük oluyor.

 

 

Yorum Bırakın