Fotoğraf Albümlerinden Sosyal Medyaya “Sharenting”: Ebeveynlik ve Paylaşım

Fotoğraf Albümlerinden Sosyal Medyaya “Sharenting”: Ebeveynlik ve Paylaşım

Yazan: Özüm Canbeldek – Editör: Birol Şevki Tavlı   Son yıllarda fotoğraf makinelerinin yerini akıllı telefonların almasıyla fotoğraf albümü geleneği

Yazan: Özüm Canbeldek – Editör: Birol Şevki Tavlı

 

Son yıllarda fotoğraf makinelerinin yerini akıllı telefonların almasıyla fotoğraf albümü geleneği unutulmaya yüz tuttu. Tozlu raflara kaldırılan fotoğraf albümlerinin yerini ise sosyal medya paylaşımları almaya başladı. Artık internet kullanıcıları, çeşitli site ve uygulamalar sayesinde istedikleri yazı, fotoğraf ve videoyu, diledikleri an paylaşabiliyorlar. Bu içeriklerin bir bölümünü ise ebeveynlerin çocukları ile ilgili paylaşımları oluşturuyor. Peki dijital ortamdaki paylaşımlar çocukları nasıl etkiliyor ve nerede dur demek gerekiyor? Çocukların; anne karnında, doğum anında, okula başladıkları gün gibi özel anlarında ve gündelik hayatlarında yaptıkları hemen hemen her şeyin ebeveynler tarafından paylaşılması, karşımıza sürekli çıkan bir durum olmakla birlikte, aslında epey tartışmalı bir konu. Bu durum, İngilizcede paylaşmak ve ebeveynlik kelimelerinin bir araya gelmesinden türetilmiş “sharenting” terimi ile ifade ediliyor.

 

Çocukları Bekleyen Yeni Tehlike: Aşırı Paylaşım

Sosyal medyada “oversharing” yani aşırı paylaşım, günlük yaşama ait her anın, gidilen yerlerin, aile ve arkadaşların, özel günlerin, tatil fotoğraflarının sürekli olarak paylaşılması olarak tanımlanıyor. Çocuklara yönelik aşırı paylaşımların başlıca öznesi de ebeveynler.

Londra Ekonomi Okulu Araştırma Görevlisi Alicia Blum-Ross’un “Parenting of a Digital Future” (Dijital Gelecek İçin Ebeveynlik) Projesi kapsamında yaptığı araştırmaya göre, sosyal medya üzerinden tecrübe edilen aşırı paylaşım, esasen pek çok ailede yaygın bir şekilde görülen bir durum. Temel sorun ise, fotoğrafların istenenden daha fazla kişi tarafından görülebilmesi, hatta kimi zaman ailelerin kontrolünden çıkarak viral yaygınlığa erişmesi. Bu duruma eleştirel yaklaşanlara göre, aileler her ne kadar iyi niyetli olsalar da, çocuklarının rızasının alınabileceği yaşlardan önce onların dijital ayak izlerini yaratıp mahremiyetlerini ihlal ediyorlar. Başka bir deyişle ebeveynler, bu paylaşımlar sırasında, başka bir kişinin özel bilgilerini kamuya açmış oluyorlar. O kişi kendi çocukları olsa bile.

shutterstock_212628028Görünür Hale Gelmek

Bu paylaşımların, aileler arasında bilgi alışverişi sağlaması gibi olumlu yönleri olsa da, çeşitli tehlikelere yol açabilecek etkileri de bulunuyor. Küçük yaşta fotoğraflarının yayımlandığından haberdar olmayan çocuklar, ileriki yıllarda bu içeriklerden dolayı utanç duyabiliyorlar. Bunun yanı sıra, paylaşılan bu içerikler farklı yaş grupları için aşağılama ve tehdit malzemesi olarak görülebiliyor. Aşırı paylaşımın bir diğer tehlikesi ise çocukların daha görünür hale gelmesi. Ev, okul, oyun alanı gibi konum bilgilerinin ve bu alanlarda çekilen fotoğrafların paylaşılması, velayet anlaşmazlıkları ya da aile içi şiddet gibi vakalarda önemli bir risk teşkil edebiliyor. Birçok anne-baba, sosyal medyada kişisel bilgileri kontrol edebilmek için gizlilik ayarı kullansa da, şirketlerin gizlilik politikaları zaman içerisinde değişebiliyor. Dolayısıyla gelecekte bu güvencenin devam edip etmeyeceği kesin olarak söylenemiyor. Tehlikeli duruma gelebilecek paylaşımların sayısı ise azımsanmayacak kadar fazla. Michigan Üniversitesi’nin 2015 yılında yayımladığı “Parents on Social Media” (Sosyal Medyada Ebeveynler) Raporuna göre, çocuklarıyla ilgili utanç verici bilgiler paylaşan ebeveynlerin oranı %56 olarak belirleniyor. Çocuklarının konum bilgilerini paylaşan ebeveynlerin oranı %51 iken, onların uygun olmayan fotoğraflarını paylaşan ebeveynlerin oranı ise %27. Bunların yanı sıra, ebeveynlerin %68’i çocuklarının özel bilgilerinin ortaya çıkmasından endişe duyarken, %52’si ileride çocuklarının paylaşılan fotoğraflardan utanç duymasından endişe ediyor.

shutterstock_234983143Yine Blum-Ross’un araştırmasına göre, ebeveynler için meselenin çetrefilli niteliğini artıran bir diğer nokta ise, bu kişilerin aynı zamanda çocuklarının mahremiyetini korumakla birinci derecede yükümlü olmaları. Öte yandan ebeveynlik, çocukların varlığıyla, dolayısıyla onları görünür kılmakla anlam kazanan toplumsal bir rol. Dolayısıyla bu karmaşık meseleyi aşmanın yolu, çocuklara dair hiçbir paylaşımda bulunulmamasını tavsiye etmek değil. Zira bu, ebeveynlerin kendi ihtiyaçlarını yok saymalarını gerektirir. Ebeveyn ve çocukların haklarının ve ihtiyaçlarının karşılıklı ve iç içe olduğunu unutmadan, mahremiyet konusunu dikkate alarak paylaşımda bulunmayı tavsiye etmek, daha doğru olacaktır. Böylesi hem ebeveynler, hem de çocuklar için en sağlıklı çözüm gibi görünüyor.

Yorum Bırakın